Müşküle Talip Olmak – Bedri Soylu

“İznik gölünde akşam oldu.
Bedreddin eğildi suya
avuçlayıp doğruldu.
Ve sular
parmaklarından dökülüp
tekrar göle dönerken
dedi kendi kendine:
“- O ateş ki kalbimin içindedir
tutuşmuştur
günden güne artıyor.
Dövülmüş demir olsa dayanmaz buna
eriyecek yüreğim.
Ben gayri zuhur ve huruç edeceğim
Toprak adamları toprağı fethe gideceğiz.
Ve kuvvetli ilmi, sırrı tevhidi gerçeklendirip
biz mülletlerin ve mezheplerin kanunlarını
iptal edeceğiz…”

Şeyh Bedrettin Destanı, Nazım Hikmet

Şeyh Bedrettin bilindiği üzere siyasi tercihini Musa Çelebi’den yana yapar. Musa Çelebi yenildikten sonra Mehmet Çelebi, Bedrettin’in İznik’te ikametini zorunlu kılar. Bedrettin burada üç yıl kalır ve sonrasında izinsiz Rumeli’ye geçer. İsyan bastırıldıktan sonra Serez’de kaçırılarak yakalanıp idam edilir. Nazım Hikmet’e göre isyan hareketine İznik’ten başlamıştır. Nazım, İznik gölünü ayrıca sever.

***

Müşküle İznik’in köylerinden birisidir ve sıra dışı bir hikayesi var. Önce herkesin bildiği, internet ortamında pekala bulunabilecek olan hikayeyi aktarayım. Sonra kendi tecrübeme geçerim. Müşküleli İsmail Başaran, adi bir suçtan dolayı Bursa Cezaevine gönderilir. Orada Nazım Hikmet ile tanışır. Nazım’ın yönlendirmesi ile şair olmaya karar verir. 1945 yılına kadar aynı hapishanede kalırlar. Hapisten çıktığında köyüne döner. Hapishaneye İsmail Başaran bir katil olarak girmiştir ama bir sanatçı olarak çıkar. 1948’de köyüne döner.

Köyünde dört yıl beraber kaldığı hapishane arkadaşı Nazım’dan bahseder. Köydeki husumetlerin giderilmesine ön ayak olur. Köy halkını sanat ve edebiyat tartışmalarıyla karşılaştırır. Sonradan TİP’in kurucularından olacak olan Fevzi Kavuk muhtarlığında köye su getirirler. Köy halkı sorunlarına da çözüm üretebilen insanların gayretleriyle yavaş yavaş sosyalistleşir.

Nazım Hikmet 3 Haziran 1964’te gurbette vefat ettikten sonra, köyün önderleri İznik Gölü kıyısına, gölü gören bir noktaya bir çınar ağacı dikerler. Bu Nazım’ın vasiyetinde belirttiği gibi bir çınardır. Eğer olur da bir gün mezarı Türkiye’ye getirilirse vasiyetine sadık kalınan bir mezara sahip olabilmesi isterler. Diktikleri bu ağacı askerler 1979 yılında kökünden keserler. Sonra bu ağaç yine filizlenir. Bu sefer darbe sonrası yetkili olan askerler ağacı yakarlar. Bu durum üzerine Müşküleliler askerin bilmediği başka bir yere bir çınar daha dikerler. Denizin kenarındadır. Köyün girişinde yer alan kumsalın Bursa tarafında kalan, etrafı çevrilmiş olan dik bir çınar ağacıdır bu. Müşküle’ye hoş geldiniz tabelasının biraz gerisinde kalır.

Bu yazıda Müşküle’ye yaptığım geziden ve izlenimlerimden bahsedeceğim.

***

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
öylece gibi de görünüyor
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse
                  tepemde bir de çınar olursa
                  taş maş da istemez hani.”

Vasiyet, Nazım Hikmet

Köye gidebilmek için Bursa’dan İznik yönüne giden ve yarım saatte bir kalkan minibüslere binmeniz yeterli olacaktır. Köy, gölün güney tarafında kalır, İznik yolu üzerindedir. Köyün merkezi ise sahile iki kilometre kadar uzaktadır. Köy merkezine varmak için istikrarlı bir yokuşu çıkmanız gerekir. Bir rivayete göre adını da çıkışının müşkül olmasından almıştır. İznik minibüsünden inince ilk olarak köye çıkan yolun başındaki çeşmeden su içtim. Sonra 1950 yılından beri aktif olan Dedem Çay evini ve yolun sahil tarafında kalan –ilk gittiğimde açık olan ancak sonra kapanan- mekanı yokladım.

Bir şeyler içip dinlendikten ve bazı tarifler aldıktan sonra çınara doğru yöneldim. Çınarın tek bir belirteci vardı, sadece etrafı tuğlalarla çevrelenmişti. Başka herhangi bir işaret konulmamıştı. Dimdik göğe yükselen bir ağaçtı.

Çınarı ziyaretten sonra Müşküle köyüne doğru hareket ettim. Havanın çok sıcak olması, yolun sürekli bayır olması nedeniyle hayli yıpratıcı bir yürüyüştü. İki km mesafe çok değil ancak hem yokuş hem de sıcak yürümeyi hayli zorlaştıran iki neden oldu benim için. Köye varmak için yukarı çıkan bir arabaya el etmek en doğrusu olacaktır.

Köye vardığımda güleryüzlü bir atmosfer ile karşılaştım. Halkın misafir ağırlamaya alışık olduğu belliydi. Biraz da yorgunluğun etkisiyle gördüğüm ilk kahveye oturdum. Köyün kahveleri caminin tam karşısında. Cami evvelinde kilise kalıntısı olan bir arazinin üzerine yapılmış. Halk kendi parasıyla yaptırmamış, 2017’de Bursa Büyükşehir Belediyesi yaptırmış.

Kahvenin üst tarafına kırlangıçlar yuva yapmıştı. Mevsiminde gelip mevsiminde göçen kuşlar bunlar. Yakına oturduğum Ergül Amca kuşların sinekleri yediğini ve köyü rahatlattıklarından sebep karışılmadığını belirtti. Yaz mevsimi Marmara bölgesi için Kırlangıç mevsimi biraz da..

Ergül amca kendisine sağcı diyenlerden. Dediğine göre çok azmış sağcılar. Köy genelde solcuymuş. Karşısında oturduğumuz caminin cemaati toplam altı kişiymiş. Kendi ifadesine göre namaz kıldığından yadırganırmış. Ergül Amca köyün iktidar karşıtlığını da iktidarın dindarlığıyla ilişkilendiriyordu. Köye varmadan önce aklımda Nazım’ın hatırasının bugünlere nasıl geldiğini öğrenmek gibi bir gündem vardı ancak sanırım köyde bulabileceğim en sıra dışı kişilerden biriyle karşılaşmış oldum.

Ergül Amca beni sevdi sanırım, sağ olsun çaydır sudur ikram etti, misafir etti. Ergül amca 77 yaşında ve ilkokul mezunu. Maddi sıkıntılardan babası okula gönderememiş, kendisi gitmek istemiş ama olmamış. Askerlik dışında köyden dışarıya pek çıkmamış. 60lı yıllarda Dedem çay evinde çalışmış. Nazım öldüğünde sahildeki çay ocağında çalışmaktaymış. Solcuların dindarlığa mesafesinden ve anlaşılır taşra sekterliğine maruz kalmasından hiç Nazım okumamış. Dindarlık solun muhayyilesinde sağa kodlandığından dönemin rüzgarına uygun bir görüntü bu. Bunu aktardığında bir düzeyde hak verdim, zira siyasal pozisyonun sosyalizmin dindarlıkla çelişen bir şey olmadığı yönünde ola geldi hep. Biraz muhabbet ettikten sonra beni Fevzi Kavuk’un yeğeniyle tanıştırmayı teklif etti. Gerek olmadığını söyledim. Yorgunluktan ve başka bir zamana bırakmak istediğimden bu gibi bir tanışmayı ertelemeyi daha doğru buldum.

Muhabbet sırasında dilim döndüğünce İslam ile solcu olmanın karşıt şeyler olmadığını anlatmaya çalıştım. Ülkedeki iktidar karşıtlığının da iktidarın dindarlığından çok eylediklerinden sebep olduğunu özellikle söyledim. Muhtemelen ilk defa duyduğu bir terkipten bahsetmiştim ancak daha özenle işlenmesi ve aktarılması gereken bir mesele bu. Anlattıklarıma cepheden karşı çıkmadı, belki de sadece yokluyordu. Belki hoşuna gitti. Emin değilim.

Biraz dinlendikten sonra köyden çıkmaya karar verdim. Aynı gün içinde İznik’e de gitmem gerekiyordu. Mezarlık yolundan Sarıkaya eteklerine inerek ana caddeye vardım. Köyün mezarlığından köyün hikayesinin de eskiliği anlaşılıyordu. Sarıkaya ise 80 mt yükseklikte ve ihtişamlı bir görüntüye sahip. Ayrıca zeytinlikler baya asırlık ağaçlarla doluydu.

***

Müşküle’nin sebatı, inadı ve direngenliği taşra kötülemelerinin pek bir moda olduğu günümüzden bakınca dikkate değer ve kıymetli. Birçok tartışmalı ve amorf görüntüyle birlikte de oldukça katmanlı tabi. Tarihi olarak nasıl bir kök ve hikaye var bilinmez ama Nazım’a sahip çıkma inadı taşraya olan ümidimizin anlamlı bir tarafında durmalı. Zor bir siyasete talip olmak ve bunu inatla sahiplenmek nasıllığından bağımsız olarak ayrıca mühimdir.

* Fevzi Kavuk ayrıca TİP’in kurucuları arasındadır. Köylü önderidir. 1969’da vekil olamaz. Ön sıraya başka bir aday yerleştirilir.

** Bu yazı 24.08.21’de karabudunmescidi.com‘da yayınlanmıştır.

Yorum bırakın