Denis Villeneuve’ün yönettiği Dune için yılın en iyi filmi deniyor. Filmin Oscar ödülüne aday gösterilmesi de bunun anlamlı işaretlerinden biri. Bu yazıda Villeneuve sinemasına biraz değinerek, Frank Herbert’in kitabından uyarlanan film üzerine aklıma düşen bazı noktaları paylaşacağım.
Villeneuve’ün bütün filmlerini izlemedim, haliyle sinematografisi hakkında bir analiz yapmam fazla cüretkârlık olur. Bence sinema tarihinin en önemli filmlerinden biri olan Incendies’i, aynı zamanda bir Philip K. Dick uyarlaması olan ve posthümanizm tartışmalarına değen en dikkate değer filmlerden biri olan Blade Runner 2049’u, etkileyici bulduğum Sicario ve Arrival filmlerini izlemiştim. Bu filmlerde edindiğim izlenimler bende, Dune gibi uyarlaması fevkalade zor bir kitabı Villeneuve’ün kotarabileceği kanaatini oluşturdu. Çünkü Dune’da yönetmene ait daha önce izlediğim filmlerdeki temaların ve meselelerin neredeyse tamamına değen taraflar ve katmanlar var.
Dune romanını, dahi yönetmenlerden kabul edilen David Lynch, 1984’te filme uyarlamış ancak kitabı sevenleri asla tatmin etmeyecek, kitabı okumadan izleyenlerin de pek anlamlandıramayacağı zayıf bir film çıkarmıştı. Sonrasında da kitabı filmleştirmek için bazı dizi uyarlamaları çekildi. Bunlar da başarılı bir performans sergilemediler. Dune evreni filme başarılı şekilde aktarılamasa da başta Star Wars, Star Trek vb. yapımlar olmak üzere kendisinden sonraki neredeyse bütün bilim-kurgu eserlerini açıkça etkiledi. Haliyle hakkı verilerek filmleştirilmesi, sinema tarihi için de büyük anlam ifade ediyor.
Herbert’in yazdığı Dune, iyi edebiyatın bilim-kurgu ile de yapılabileceğinin en önemli kanıtı olarak söylenir. Kanaatimce –aynı zamanda bir Tolkien hayranı olarak- Arthur C. Clarke’ın yaptığı, “Yüzüklerin Efendisi dışında bu kitapla kıyaslanacak başka kitap yok.” tespiti de doğrudur. Fantastik/gerçek dışı bir evrende geçen ilk roman, sosyalist, tekstil tasarımcısı ve ressam olan William Morris’in Dünyanın Ötesindeki Orman adlı kitabıdır. Bu tür, ortaya çıktıktan sonra edebiyat çevrelerince tahfifle karşılandı ancak Tolkien bu algıları değiştiren işlere imza attı. Herbert’in Dune’u da böyle anılabilecek mahiyettedir. Dune‘dan sonra, iyi edebiyat pekala bilim-kurgu’dan da çıkabilir, denilir oldu.
Dune romanı günümüzde diriliğini koruyan önemli meselelere değinir; posthumanizm, transhumanizm, içinde yaşadığımız kozmolojik evrenin kaderi, ekoloji gibi görece yeni yükselen tartışmalar dahil dinler arası çatışmalar, emperyalizm, mesihçilik, gibi meseleleri insanlığın ortak hafızasının izinde giderek tartışır. Kitapta olaylar baş döndürücü bir yaratıcılıkla ve düşmeyen bir tempoyla okuyucuya anlatılır. Dune’u okurken kendinizi içinden asla çıkmak istemeyeceğiniz bir fırtınanın ortasında bulursunuz. Akıl oyunları, dinsel ve mitsel göndermeler, içsel yolculuklar ve daha birçok şey okuyucuya değer. Serinin diğer kitapları birinci kitaptan sonra aynı yoğunlukta değildir ama asla iyi edebiyat kategorisinin dışında değerlendirilmemelidirler.
Dune filmi için gözetilen oyuncular kitapta aktarılan karakterleri taşıyabilecek nitelikte ve oldukça meşhurlar. Haliyle filmin ve kitabın daha çok dikkat uyandırmasının sağladıklarını söyleyebiliriz. Bu olumlu duruma rağmen büyük yükün yönetmen koltuğundaki Villeneuve’de olduğunu teslim etmemiz gerekiyor. Anlaşılır bir senaryo ile kitaptaki vurguların izleyiciyi de yormadan film edilmesi, sürekliliğin sağlanması için oldukça önemli. Sanırım yönetmen de bu çetrefilli durumun farkında olduğundan kitabı iki kısımda filmleştirmeyi tasarlamış. Kitaptaki anlatının bu şekilde ikiye bölünmesi bazı handikapları da beraberinde getirmiş. Neticede film “bir mesihin doğuş” hikâyesi olarak kalmış. Okuyucuların kitabın sonunda aldıkları tat filmde sunulmamış.
Bunun yanı sıra film maalesef kitaptaki akıl oyunlarını, metaforları ve entrikaları etkili bir şekilde aktaramıyor. Yönetmen bazı nüansları aktaramadan geçiştiriyor, referanslardan çok olaya odaklanıyor. Filmin albenisini arttırmak için de görselliği öne çıkarıyor. Ancak şunu da vurgulamak lazım, Peter Jackson, Lord of The Rings’i çekerken, kitapta önemli bir yeri olmasına rağmen Tom Bombadil karakterini filme aktarmadı. Kitabı okuyanlar için bu durum -başka bir çok noksanlıkla birlikte- can sıkıcı bir noksanlıktı, Dune filmi için böylesi geçerli değil diyebilirim.
Bir olumlu görüntü olarak; kitapta karşımıza çıkan ve bir düzeyde yüceltilen Müslüman/Arap kültürünün (kitaptaki adıyla Fremenlerin), eski filmlerde oryantalistçe ve hafifsenerek aktarıldığını görmüştük. Villeneuve klişe bir Ortadoğu betimlemesine girmeden, çöl gezegeninin yerlileri olan Fremenleri aktarıyor. Kitabın atmosferine sadık kalarak Arrakis’i (Dune’un diğer adı) resmediyor. Önceki uyarlamalarda oryantalist ton göze çarpıyordu.
Neticede kitabı okuyanlar ve sevenler için pek tatmin edici olmayan ancak müstakil bir film olarak rahatlıkla başarılı sayılabilecek bir yapım ortaya çıkmış.
Film kitabı okuyanlar için başarılı bir uyarlama değil buna rağmen başarılı bir film olarak görülmesinin olumlu tarafları var. Geçmişte Dune için devamlılığı olabilecek bir yapımın olmaması, Dune serisinde konu edilen meselelerin ve hatta motiflerin (mesela Star Wars evreninin temel motifi denebilecek Tatooine, bir çöl gezegenidir ve kitabı okuyanlar, Dune‘dan esinlenerek yaratıldığını rahatlıkla fark eder.) başka filmlerde karşımıza çıkmasına neden olmuştu. Şimdi ise başarılı bir filmin ardından serinin devamı ve Dune evreninin detaylarına odaklanan başka yapımların önü açılmış oluyor. Ayrıca yönetmenliğini Villeneuve gibi yaptığı işlerde ve mesele ettiği tartışmalar bakımından güven veren birinin yapmış olması, gelecekte yapılacak olan Dune filmlerinde eksik kalan noktaların cesaretle tartışmaya açılabileceğine işaret ediyor.
Son olarak, kitabı mutlaka Dost Körpe’nin başarılı çevirisiyle okumalısınız.
1 Comment