Sevgi Soysal, Milliyetçi Cephe hükumetinin iktidar olduğu yıllarda Politika gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktaydı. Edebi eserlerine hayran olduğumuz Sevgi Hanım aynı zamanda politik metinler yazma noktasında da çok parlak bir görüntü veriyordu. Yazdığı politik metinler aradan geçen neredeyse 50 yıla rağmen hala güncelimize temas eden cümlelerle dolu. Sevgi Hanım’ın milliyetçiliğe, “cennet vatan”‘a ve hakkı hamaset naraları arasında gasp edilen halkımıza dair bu yazısını ilginize sunuyoruz. Ayrıca ekleyelim, Politika gazetesindeki yazıları İletişim Yayınları tarafından Bakmak üst başlığıyla kitap olarak neşredildi.
Bamsibeyrek adı size neleri hatırlatır? Sizin de çocukluğunuz çocukluk dönemime rasladıysa, “Kızıltuğ” gibisine romanlarla büyümüş olmalısınız. Bamsibeyrek bizim çocukluğumuzu yoğuran romanlarda işlenen Türk tiplerinden biriydi. Gerçi Bamsibeyrek adına gündelik Türkçemiz’de pek rastlanmaz. Ama ne gam? Bu romanlardaki Türk tipine de gündelik halkımız arasında fazlaca rastlanmaz neyse ki. Bu pek beğenilerek çocuk beyinlerine aktarılan Türk tipi, yemek yemeyen, ya da Türklerin korkunçluğu inancını pekiştirmek için yazılmışa benzerdi.
Bu Bamsibeyrekler’in maceralarını su gibi okurduk biz. Bamsibeyrek bir oturuşta iki öküz devirir, üstüne testilerle kımız içer, pes etmezdi. Elinin tersiyle ağzını siler, ardından gök gürler gibi geğirir ve para istemeye kalkan meyhaneciyi bacaklarından cart diye ikiye ayırırdı. Bu meyhanecilerin adı ya Yorgi ya Salamon olurdu, ya Yahudi, ya Rum’dular. Önemli olan Türk değillerdi, meyhanecilik gibi hizmet gerektiren adi işleri yapmazlardı bu romandaki Türkler. Onlar ata binerler, Tekfur kızlarını kendilerine vurgun ederler, önlerine çıkmaya kalkanları unufak ederler, bir oturuşta bir öküz yerler, para mara da vermezlerdi.
Geçinmek için çalışmazlardı Bamsibeyrekler. Niçin çalışsınlar? Nedense hep çarpık bacaklı olan Yorgiler, Salamonlar çalışırlar, çalıştıklarının karşılığını istemeye kalkınca bacaklarından ikiye ayrılırlardı.
***
Şimdilerde toplumdaki huzursuzluğu sözde milli olmayan eğitime bağlayan aklıevveller çıktıkça, aklıma hep bu romanlar ve Bamsibeyrekler gelir. Başkalarını bilmem ama, biz tam onların anladığı anlamda milli olan bir eğitimden geçtik.
Bizim çocukluğumuzda savaş vardı. Biz milyonlarca insanın öldüğü bu savaş hakkında fazla bir şey öğrenmez, kırmızı oklarla bütün dünyayı istila eden Türk kavimlerini gösteren göçler haritasıyla avunurduk. Bizim çocukluğumuzda ekmek karneyleydi, halk şeker bulamıyor, ardı ardına askerliklerden ve kıtlıktan yılıyordu. Biz memur çocukları pek ilgili değildir bu durumla, bizim ekmek, patiska ve şeker karnelerimiz vardı ve göçler haritası sayesinde maneviyatımız da tamdı.
Ostrogotlar, Vizigotlar, Franklar, Germenler, Normanlar, Etrüskler hep Türkler’e verilen müstear isimlerdi ve biz ilkokulda, bütün dünyayı istila eden Türkler’e bakıp bakıp o sıralar dünyayı gerçekten istilaya heveslenmiş olan Naziler’i yadırgamazdık. Hocalarımız da yadırgamazlardı ve kuruyan Orta Asya gibisine çok kalabalıklaşıveren bir Almanya’ya alkış tutarlardı, neyse ki o sıralar cihan ve ırk hâkimiyeti düşüncelerine duyulan heves, Alman ordularının peşine takılmaya varmadı da biz “Cennet Anadolu”da mahsur kaldık. Savaşa girmemekle Anadolu tam bir cehenneme dönüşmekten kurtulduysa da, cihan hâkimiyeti sevdası yatınca, biz
Anadolu’da kalan mahsure Türkler, Anadolu’nun cennetliği üstünde de düşünmek zorunda kaldık.
Ardından da, akıl almaz bir hızla, dost Amerika’nın inayetine muhtaç (!) bir geri kalmış ülke oluverdik. Nicemiz de bunca milli olan eğitimi kulak arkasına atıp fellik fellik Amerikalı ve Amerikan malı peşine düştü. Üstelim Bamsibeyreklik falan da sökmüyordu. Amerikalılar verdiklerinin bedelini ödetiyordu. Hiçbir Amerikalı çocukluk romanlarımızın Yorgi’leri gibi kendisini bacaklarından cart diye ayırtmıyordu.
Anadolu’nun alfabeye cennet diye yazmakla cennet olmayacağı, olmadığı anlaşılmaya başlanalı, meselelerin temeline inilmesi işlerine gelmeyenler, yine Bamsibeyrek tipinden medet ummaya başladılar. Çukurların üstünü bayraklarla örterek tuzağa düşülmesini kolaylaştıranlar, bir yeni Bamsibeyrek’i, yeni cihadlara sürmek istiyorlar. Yalnız şimdi bacağı ayrılacak Yorgiler’in yerini, kim olduğu belli olmayan “Türk olmayan”lar alacak. “Türkler’in Türk olmayanlarla savaşı” diye diye hakkını isteyene hakkını vermemenin yolu bulunacak ve emeğinin karşılığını isteyen de bacaklarından cart diye ayrılacak.
Hitler de halkın kapitalistlere olan hıncını Yahudiler’e dönüştürerek soyut düşmanlar yaratmış böylece de sırtını sermayeye dayamıştı.
“Her şey Türk için, Türk’e göre Türk tarafından.” İster ihracat yapsın, ister yapmasınlar, Yahyagiller -ki mademki Türkler-, vergi iadeleri ve devlet hazinesi onların cepleri içindir. Yolsuzluklar, rüşvetler, yağmalar, halkın ekmeğine tuzuna göz koyanlar, medem ki Türktürler, bütün bunlar, “ Türk’e göre ve Türk tarafından” yapılmaktadır madem, Bamsibeyrekler’ce baştacıdırlar. Ve bütün bunlara karşı koymaya çalışanlar, haklarını, çabalarının bedelini istemeye kalkanlar ve sömürünün hesabını soranlarsa Yorgiler’dir, onlar Türk değillerdir ve başları Bamsibeyrekler tarafından ezilecektir.
İşte, size günümüzde cihan hâkimiyeti düşüncesi zorcana olduğundan, kendi halkını talana özenmiş, Bamsibeyrek milliyetçiliği!
Politika, 12.04.1976