Çin Marksizm’i ve Komünist İdea – Yavuz Soysal

“İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir.” Hz. Muhammed

Çin’in emek ordusu içinde gençler ve göçmenler ağırlık kazanıyor. Bu göçmen ve genç işçiler ağır işlerde çalışıyorlar ve iş kazaları çok yoğun. Tazminat gibi haklar için başvurulan sendika devletin kontrolünde. Bağımsız sendika kurmaya teşebbüs etmenin standart cezası 12 yıl hapis. Gösterişli fabrikalardan arka sokaklardaki bakımsız atölyelere gittikçe, kaza sigortası, fazla mesaiyi reddetmek gibi temel haklar da ortadan kalkıyor.

BYD otomobil ve bilgisayar gibi mallar üreten büyük bir Çin firması. Neredeyse penceresiz inşa edilmiş beş dev üniteden oluşuyor, bu üniteler arasında parçaların taşınabilmesi ve yöneticilerin geçişi için özel tasarlanmış golf arabası benzeri araçların kullanıldığı aralıklı beton geçişler var.

Tam öğle olduğunda hiçbir sinyal verilmeden 17.000 işçi iş bırakıp öğle yemeğinin yolunu tutar. İşçiler sıra oluşturarak yürürler beş bloktan oluşan her bir kuyruk birleşip ana kuyruğa bağlanır. Mavi üniformaların oluşturduğu kortej 200 metreye kadar uzanır. Yüzde doksanı 17 ile 24 yaş arası kadınlardır. Şirket yöneticilerine göre erkekler çok fazla sorun çıkarıyor.

Ortalama ücret ayda 40 pound. “Hayatı aile gibi yaşa, oyunu takım gibi oyna, işi asker gibi yap.” şirketin sloganı. Sadece bu fabrikada dünya cep telefonu bataryası üretiminin yedide biri gerçekleştiriliyor. On milyon Çinli köylü bu fabrikalara çalışmaya geliyor. Hedef Çin’in gelecek otuz yıl için planladığı ekonomik büyüme. (Mason 2014: 19-20)

Çin’in gelecek on yıl içinde 1.4 milyar yurttaşını mutlak dijital gözetim ve denetim altına alma çabası, şirketlerin işçileri kontrol etme ihtiyacıyla veya Çin’deki milliyetçiliğin büyüme güdüsüyle mi açıklanmalı? Bunlar birbirine bağlı. Komünist Parti’nin bir tür Çin milliyetçiliği yapması ve bu milliyetçiliğin öne sürdüğü büyüme modeli ile şirketlerin Çinli köylüleri köle gibi çalıştırması bir bütündür. Bu büyüme modeli ve kalkınmasalcılık anti-hümanist rejimlerde revaçta. İnsanı önemsemeyen, milliyetçi hedeflerle ölümü kutsayan, ekonomik kalkınma adına doğayı acımasızca tahrip eden ülkeler hümanizme dayanak oluşturan kültürel kavramların zayıf olduğu yerler. Kapitalizm geldiği aşamada bu anti-hümanist ideolojiyi kuşanıyor.

Marx’ın hümanist incelemeleri 1930’lu yıllarda keşfedildiği zaman resmi komünist âlem bunları “erken dönem yazıları” olarak yaftaladı. Çin’de 1970’lerin sonlarına kadar bunların incelenmesine bile izin verilmedi. Paul Mason’a göre, Çin’de Marksizm olarak öğretilen Konfüçyüsçülükle muhasebecilik karışımı bir şey.

Harari gibi çoksatar yazarların teşvik ettikleri kadercilikle, teknoloji tekellerinin ve gözetim devletlerinin iktidar gaspları arasında bir ilişki var. Bizi savunmasız bırakıyor. Çin’in davranışsal verileri sosyal sigorta puanıyla ilişkilendiren, her şeyi kontrol eden toplumsal denetim sistemine Çin devletinin yeni Konfüçyüsçülüğündeki kadercilik damga vuruyor.

Paul Mason’un deyişiyle, “21 yüzyıl başında, insan seçimine ve özgürlüğüne yöneltilen saldırılar tek bir projede birleşiyor: Teknolojik güç ve yetki ile donatılmış anti-hümanizm.” (Mason 2019: 214)

Çin’in esasen milliyetçiliğin belirleyici olduğu büyüme modelinde, bu anti-hümanist bakış hemen göze çarpar. Çin’in teknoloji kullanımı ve çalışmaları iki yönlüdür: Üretimi artırmak, organize etmek ve daha önemlisi insanlar üzerinde kontrol sağlamak.

Çin’in ulusal yapay zekâ stratejisi çok planlı ve etkileyicidir. 2030’dan sonra ülkeye yapay zekâ üstünlüğü sağlamayı amaçlayan bir plan bu. Çin, her yurttaşın bilgilerini derleyen, sağlık durumundan, ödediği vergiye ve siyasal sadakatine varıncaya kadar her şeyi kayda geçiren bir sosyal sigorta sistemi kurmak istiyor. Çin’in önünde demokratik engelliler yok. Yapay zekâyı özel sektör ile askeri sektör arasında bilgi paylaşımı yapacak şekilde dilediği gibi kullanabilir. Rusya yapay zekâ çalışmalarını askeri ve istihbarat uygulamaları üzerine yoğunlaştırıyor. Putin’e göre, “Bu alanda her kim liderliği elde ederse dünyanın hâkimi olacaktır.”

Bu denetimsizlik ve güç arzusu sistemin teorisyenlerini de büyülüyor. Çin’e özgü kapitalizmin savunucuları arasında Huntington gibi sistemin teorisyenleri ve global kapitalizme karşı belki bir umut olarak büyüyen ve hala komünist idealleri muhafaza ettiği düşünülen solcular var. Bu noktada “Çin Marksizm’i” veya Çin’in Marksist olup olmadığı tartışması önem kazanıyor.

Antonio Negri komünizm fikri üzerine uluslararası bir konferansta Badiou’yu herkesin önünde Marksist bile olmadan komünist olmakla itham etti. Badiou ise bunun komünist bile olmadan Marksist olduğunu iddia etmekten yeğ olduğunu söyleyerek yanıt verdi. Şöyle diyor Badiou: “Halk arasında yaygın kanıya göre, Marksizm ekonomiye ve ondan türeyen toplumsal çelişkilere belirleyici bir rol vermekten ibaret olduğuna göre bugün kim “Marksist” değildir ki? En başta, borsa sallanır sallanmaz, Kalkınma hızı düşer düşmez, titreyen ve daha gecesinde bir araya gelen efendilerimiz “Marksist”tir. Gelgelelim, “komünizm” kelimesini burunlarına soksak havaya sıçrayıp sizi cani olarak göreceklerdir.” (Badiou 2017: 20)

Çin’in Marksist olup olmadığına buradan bakabiliriz. Çin’de Marksizm bir devlet ideolojisidir ve başkan Şi Cinping bunu sıklıkla tekrarlar. Şi Cinping’in beyanlarına bakarsak Marksist olduğunu söyleyebiliriz. Fakat Badiou’nun belirttiği sebeplerle Çin’in Marksizm’i, ekonomiye verilen belirleyici rol ve kalkınmanın bir ideolojisi olmaktan öteye gitmez. Sermayenin kontrol edildiği fakat sermaye önündeki demokratik engellilerin kaldırıldığı bir modeldir bu. Üstelik sürekli sosyalizme geçileceğine dair bir inancın gündemde tutulmasıyla işçilerin bastırıldığı, radikal mücadelenin imkânlarının boğulduğu bir modeldir. Nasıl olsa Çin Marksist’tir, bu kutlu hedefe yönelmiştir, buna karşı olmak Marksizm’e karşı olacaktır vs. Meselenin diğer yanı bu resmi ideolojinin görüntüsünün altında resmi ideolojinin içinde bulunan Marksizm’i gerçek anlamda tartışmaya açmak ve onu ciddiye almak suçtur.

Pekin Üniversitesi’nin Bedia kampüsünde dolaşırken, lisansüstü öğrencisi Zhang Shengye, aniden siyah bir arabadan inen bir grup siyah ceketli adam tarafından sarılmış, ağır bir darptan sonra arabaya atılıp kaçırılmıştır. O andan beri Zgang’tan haber alınamamıştır. Yue Xin, bir üst düzey parti görevlisinin tecavüzü sonucu intihar eden kızın durumunu ortaya çıkaran 22 yaşında,  aynı üniversitede bir kız öğrencidir. Yue Xin ve kızına ne olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan annesi de kaybolmuştur. Yue Marksist bir çevrenin üyesiydi ve işçi hakları mücadelesi ile ekolojik sorunları birleştiriyordu. Bir yerel robot fabrikasında bağımsız sendika mücadelesini desteklemek için Shenzten’e giden farklı üniversitelerden düzinelerce başka öğrenciye katıldı; vahşi bir polis saldırısında 50 öğrenci ve işçi kayboldu. Çin liderliği ideolojik ortodoksiyi yeniden tesis ediyor, Marksizm’i iyice vurguluyor, fakat bir yandan Çin’de en tehlikeli şey bu resmi ideolojiyi ciddiye almak. Parti liderliğinin kaybolan öğrenciler meselesinde olduğu gibi bu kadar paniğe kapılmasın sebebi, öğrenci grupları ve işçiler arasında Marksizm temelli yatay bağlantılar yoluyla kendi kendini örgütleyen hayalet bir dağın ortaya çıkması. Bu ağın partiyi sahtekârlıkla suçlaması ihtimali ve parti hâkimiyetini sorgulaması sebebiyle, pek çok “Maocu” web sitesi kapatıldı ve üniversitelerde pek çok Marksist tartışma grubu yasaklandı. Yani Çin’de yapılması en tehlikeli şey resmi ideolojiye inanmak ve onu ciddiye almak. (Zizek 2020: 203-204)

Terry Eagleton’a göre, Marksistler her şeyden çok Marksist olmaya gerek kalmamasını isterler. Milyarder olmaya benzemez bu açıdan Marksizm, bir dinin mensubu olmaya da benzemez. Birisi daha fazla kar ve diğeri daha çok hâkimiyet peşindedir. Fakat dinler açısından nihai olarak cennet dinin ortadan kalktığı bir şey değil mi? Dünya’ya ve Eagleton’un argümanı ile Çin arasındaki bağa dönelim. Eagleton, Marksist olmak doktor olmaya benzer der. “Doktorlar inatçı, kendi kuyularını kazan yaratıklardır; hastalıkların iyileştirip kendilerine ihtiyaç kalmayınca işsiz kalırlar. Siyasi radikaller de görevlerini başardıktan sonra artık onlara ihtiyaç kalmaz. Eğer yirmi yıl sonra hala Marksistler ve feministler varsa bu üzücü bir manzara olacaktır.” Marksizm’in kesinlikle duruma bağlı geçici bir anlamı vardır; bu nedenle bütün kimliğini ona bağlayan birisi temeli kavrayamamış demektir. Marksizm’den sonra bir hayat olduğu, Marksizm’in en temel noktasıdır. Marksizm kapitalizmin en incelikli eleştirisidir. Kapitalizm var oldukça olacaktır. Hasmını yendiğinde emekli olacaktır. Yabancılaşma, sosyal yaşamın metalaşması, açgözlülük, saldırganlık, anlamsız hedonizm ve artan nihilizm kültürü, insanın varoluşundan beri sürekli anlam ve değer kanamasına maruz kalmasıdır. Bunlarla ilgili olarak ciddi biçimde Marksist geleneğe borçlu olmayan aklı başında bir tartışmaya rastlamak güçtür Eagleton’a göre.

Peki, Çin’in resmi ideolojisi olan Marksizm böyle mi? Tam tersi olduğu görünüyor. Çin’de olan, Marksizm’in yukarıda tarif edilen karakterine ve ortaya koyduğu sorunların çözümüne yönelik bir ters istikamettir. Sosyalizmin ekonomik gelişimi için kapitalizme dönülmesi bu tersliğin bir yansıması, fakat bu Lenin’in politikası gibi mi acaba?

Zizek’e göre, “20. yüzyılın solu modernitenin iki temel eğilimine karşı çıkması ile tanınıyordu: Sermayenin saldırgan bir bireycilikle hâkimiyeti; yabancılaştıran dinamikler ve otoriter devlet iktidarı. Bugünkü Çin’de olansa, tam da bu iki özelliğin aşırı formlarının bir birleşimidir: Güçlü otoriter bir devlet, vahşi kapitalist dinamikler ve bu, bugünün sosyalizminin en etkili formu olmalı öyle mi? Ortodoks Marksistler “karşıtların diyalektiği sentezi” terimini kullanmaktan hoşlanırlardı: Her iki karşıt eğilimin en iyilerini bir araya getirdiğimizde, doğru ilerleme gerçekleşir. Çin ise sanki her iki karşıt eğilimin en kötüleri (liberal kapitalizm ve komünist otoriterizm) diye hesaba kattığımız şeyleri bir araya getirmesi sayesinde başarmış gibidir.” (Zizek 2020: 199)

Çin’de olan biten kapitalizmin doğu despotizmine özgü bir varyantı değil, Avrupa’da geçirdiği gelişme evrelerinin tekrarı. Kapitalizmin koşulları vahşi bir devlet diktatörlüğünce yaratılıp idame ettirilmişti; Çin’de olduğu gibi. Devlet sıradan insanları istimlak edip proleterleştiriyor bu yeni rolleri sıkı bir disipline sokuyordu. Bugün bütün demokratik kazanımlar ve özgürlükler (sendikalar, genel oy hakkı, özgür evrensel eğitim, basın özgürlüğü ve benzeri) alt sınıfların 19. yüzyıl boyunca verdiği uzun ve çetin mücadeleler ile kazanıldı. Kapitalist ilişkilerin doğal sonucu falan değildi. Komünist Manifesto’nun talep listesi, üretim araçlarının özel mülkiyetinin lağvedilmesi dışında, hak mücadeleleri sonucunda “burjuva” demokrasilerinde yaygın olarak kabul edilmiştir.

Çin’de egzotik bir şey yok, orada olanlar Avrupa’nın unutulmuş geçmişi. Bugün pek çok neo-liberal ideolog tarafından Çin modeli övülüyor. Çünkü bu tür bir üretim ve büyüme güçlü bir otoriter iktidar tarafından, topluma dayatılarak yapılabilir. Zizek, İngiltere’nin erken dönemi üzerine klasik Marksist tezi anımsatır: “Siyasal iktidarı aristokrasinin ellerinde bırakmak ve ekonomik iktidarı kendine saklamak burjuvazinin çıkarınaydı. Belki bugünkü Çin’de de benzer bir şey olmaktadır. Siyasal iktidarı Komünist Parti’de bırakmak yeni kapitalistlerin çıkarınadır. (Zizek 2020: 201)

Çin’in kapitalist patlamasının izahını Leninist bir savunma ile, yani uzun bir “yeni ekonomi politikası” (YEP) olduğu fikri ile yapanlar var. Zizek’e göre, yapılması gereken tek şey bu mantığın uçlara taşınmasıdır: “Kapitalist demokrasilerde demokratik-eşitlikçi halk egemenliği ile ekonomik alanın sınıf bölünmeleri arasında bir gerilim bulunduğu sürece ve devlet en azından ilke düzeyinde kamulaştırmalarda vb. zorlayabildiği sürece, feodal veya kölece tahakküm ilişkilerinden geçip komünist eşitlikçi adalete giden yolda bu haliyle kapitalizm de bir tür büyük YEP dolambacı değil midir?” (Zizek 2017:110)

Otoriter gözyaşı vadesinden sonra ikinci aşama gelmeyebilir. Çin’in otoriter kapitalizmi Avrupa’nın geçmişinin bir kalıntısından, Avrupa’da 16. yüzyıldan 18. yüzyıla dek sürmüş olan sermaye birikimi sürecinin tekrarından ibaret olmadığı geleceğin bir işareti olduğu üzerine düşünmek gerekir. Şöyle der Zizek: “Ya “Asya kırbacı ile Avrupa borsasının bu hain bileşimi” ekonomik bakımdan liberal kapitalizmimizden daha verimli çıkarsa? Ya bizim anladığımız şekilde demokrasinin ekonomik gelişmenin şartı ve devindirici gücü değil de önünde bir engel olduğunu gösterirse?” (Zizek 2017: 111)

Sosyalizm, tarihin bir evresinin yeniden yaşanması olmamalı. Yani bir dönem İngiltere’de ve sonra bazı ülkelerde yaşanmış bir sanayi hamlesi ve kalkınmacılıktan günümüzün bilim ve teknoloji seviyesini insanlığın eşitliği ve özgürlüğüne götürecek bir yola girmeli. Marksizm’in hümanist boyutu burada anlam kazanıyor. Çin’de olan biten geleceğimizin bu çeşit bir sosyalizme mahkûm edilmesidir. Kapitalizmin demokrasisiz ve insanlığın kazanımlarını yok sayan bir versiyonu olarak bu tür bir sosyalizmi reddetmeliyiz. Komünist idea hem evrensel boyutuyla hem de insanın kalkınma temelli çalışma biçimini kaldırıp potansiyelini ortaya çıkaracak özgürlük kapasitesiyle ve herkesin herkesle eşitliği ilkesi ile kapitalizmi ve onun despotik versiyonu sosyalizmi aşabilecek yegâne imkândır. İnsanlığın bir avuç sermaye ya da bir avuç devlet elitine teslim olması yerine kendi geleceğini hep beraber kurduğu bir özgürlük dünyasına, insanın müthiş potansiyelinin iyiye, güzele, ütopik olana gittiği bir komünizme ihtiyaç var.

Kaosun, korkunun ve endişenin hâkim olduğu kuralsız, parçalanmış insanı temsil eden, anlam ve değerin her türlü bütünlükten yoksun olduğu bir anarko kapitalizmle, insanı her türlü denetime tabi tutan, köle gibi çalışmasını isteyen bir “sosyalizm” modelinin tuhaf bir bileşimi bizi bekliyor olabilir. Oysa rutin, beklemek, her insanda bulunan zanaatçı yönlerimizin gelişimi, doğayla içsel temasımız, vaktimizin bize kalması, korkudan sevgiye geçiş, bir ölümsüz olarak insanın müthiş yaratıcılığı ve potansiyeli vb. hepsi, var olan ve daha beteri gelmekte olan barbar bir sistemin boğmaya çalıştığı şeyler.

Antonio Negri, komünizmin, eşitlikçi kolektif yerine dayanışmacı organik bir cemaat öneren sosyalizme karşıt olmak durumumda olduğunu söylüyor. Sosyalist bir antisemitizm olabilir ama komünist bir antisemitizm olamaz. Nazizm nasyonal sosyalizmdi. Nasyonal komünizm değil. Eric Hobsbawm şöyle bir yazı yazdı: “Sosyalizm başarısız oldu, kapitalizm iflas etti. Sırada ne var?” Cevap: Komünizm. Zizek’e göre, küresel kapitalist sistemin uzun süreli karşıtlıktan sağ çıkabilmesinin ve aynı zamanda komünist çözümden kaçınabilmesinin tek yolu bir tür sosyalizm icat etmek olacaktır; cemaatçilik, popülizm, Asya değerleriyle kapitalizm vs. kılığında. Gelecek komünist olacaktır ya da sosyalist. (Zizek 2017: 277) Bu yüzden komünist eşitlik özgürlük idea’sında ısrar etmek gerekir.

Kaynaklar:

* Alain Badiou, Tarihin Uyanışı, Monokl, 2017

* Terry Eagleton, Marx Neden Haklıydı?, Yordam Kitap, 2011

* Paul Mason, Apaydınlık Gelecek/İnsanın Köktenci Bir Savunusu, Yordam Kitap, 2019

* Slavoj Zizek, Adını Söylemeye Cesaret Eden Bir Sol, Ayrıntı Yay., 2020

* Slavoj Zizek, “Demokrasiden Tanrısal Şiddete”, Demokrasi Ne Âlemde içinde, Haz. Eric Hazan, Metis Yay., 2017

* Slavoj Zizek, “Baştan Nasıl Başlanır?”, Bir İdea Olarak Komünizm içinde, Haz. A. Badiou, S. Zizek, Ayrıntı Yay., 2017

Yorum bırakın