Kapitalizmin tahakkümü ve liberal saldırı aparatlarının istedikleri gibi at koşturdukları bir zamanda, ana akım medyanın diline pelesenk olan ve ekranlara taşıdığı siyasetlere dair değerlendirmemiz ne olmalıdır? Televizyonlar bazı siyasetleri sürekli gözümüze sokuyorlarsa bundan işkillenmeli miyiz? Evet.
Evet’e katılmayanlar bu sorulara şu cevabı verilebilir: ‘Bu bizim başarımız, mecburen yayınlıyorlar.’ Ancak tabir yerindeyse hem devletin hem siyasetin hem de sermayenin ablukası altında kendi siyasetini arayan halk için bu cevap pek de tatmin edici değildir.
Merkez siyaset yapanlar için takınılan mahallecilikte, pek dillendirilmeyen bu şerhin payı büyüktür: ‘Zaten bal tutan parmağını yalayacak, bari bana en yakın olana rey vereyim.’ denir ve genel tutum da öyle olur. Günün sonunda yaratılan devasa bir gürültü içinde halk siyaset yapmamayı ve sadece bir tercihte bulunmayı seçer. Seçim arifesinde çıkarılan gürültü, siyaseti öyle ya da böyle boğar. Herkes az-çok kendi mahallesine döner.
Şimdi sermaye sınıfı ile alenen kavgası olmayan siyasetler için bu artık öğrenilmiş bezginliği bir kenarda tutalım ve sosyalist ve herkesçi olduğunu beyan eden bir partiyi TİP’i konuşalım. Çünkü ana akımda TİP kendine rahatlıkla yer bulabilir hale gelmiş durumda. Ve bu görece yeni bir durum. Kritiğe fazlasıyla muhtaç.
Sermaye neden göz yumar?
Baştan ve açıktan söyleyelim, sosyalist olduğunu söyleyen bir siyasetin, sermaye güdümündeki ana akım medyada çok fazla yer bulması çok çok büyük bir soru işaretidir. Devrimi televizyonlar vermeyecek ve bu gerçek bütün sosyalistlerce bilinir. Tıpkı Gezi’nin yayınlanmaması gibi… Peki o zaman neden bu kadar TİP reklamına maruz kalıyoruz?
Bunun için en önemli koşul sermayenin rahatsız olmayacağı bir siyaseti teklif ediyor olmaktır. Sermaye, kendi siyasetine rahatsızlık vermeyeceğinizi bazı somut tutum gerektiren anlarda ve durumlarda izhar etmeniz bekler. Aklıma gelen üç görüntüden bahsedeceğim.
1-) Mesela Finlandiya’nın NATO üyeliği için meclise gelen oylamaya katılmayıp, yani günün sonunda açıktan HAYIR demeyebilirsiniz. Bu televizyonda sorulduğunda ise haberimiz yoktu diyemeyeceğiniz bir kusurdur. Böylelikle hem lafta anti-emperyalist kalmaya sürdürebilir hem de emperyalist siyasetleri memnun edebilirseniz. Birileri büyük bir mesele olarak görmeyebilir ancak bu devasa bir meseledir. Finlandiya parlamentosunda bile hayır oyları çıkmışken, Türkiye’den sıfır oy çıkmıştır. Bu tarihi ayıp unutulmaz. Belki pek yazılmaz ama unutulmaz.
2-) Sermaye sınıfının neden size köstek olmadığını test etmenin bir yolu da teklif ettiğiniz siyasetin iskeletini ördüğünüz insanlara bakmaktır. Sermaye sınıfı günün sonunda (iş kanununa göre) yönetici temsilcisi olarak çalışan ve beyaz yakalı denilen insanların iskeletini oluşturduğu bir siyasetten ürkmez. Beyaz yakalı denilen ama aslında işçi olan insanların hem risk eşikleri düşüktür, yani işten atıldıklarında tabir yerindeyse aç kalmama kabiliyetleri vardır. Oy havuzunun ana kitlesini oluşturan ve hukuken yönetici temsilcisi olmayan mavi yaka işçilerin yaşadıkları gerçek zorlukların çoğunu yaşamazlar. Sermaye beyaz yaka çalışanın iplerini daha kolay ele alabilir. Mavi yakanın ise hiç boş bırakılmaması gerekir. Sürekli çalışmalı ve geçim derdi yaşamalıdır. İş yerlerinde beyaz ile mavi arasında hâlâ aşılması zor duvarlar var ve sermaye sınıfı bu duvarları çoktan örmüştür.
TİP ise yönetici ve merkez kadrolarında işçi (mavi yakayı kastediyorum) kökenli insanlara pek yer vermiyor. Öne çıkardığı siyasette de plaza işçileri için çok daha fazla cümle kuruyor. Vitrine koydukları var evet ama bu insanlar merkezi kararlarda belirleyici değil. Parti bir siyaset olarak bunu tercih edebilir sorun yok ancak bu teklifle kitlesel bir parti olamazsınız. Zaten çoğu kere parti yöneticileri işçi kelimesini de kullanmıyor. “Yurttaşlar” gibi ifadeler daha çok tercih ediliyor. Özetle, sermaye sınıfı, gerçek anlamda bir sınıf siyaseti yapmayan ve kitleleri mobilize etmek gibi bir kabiliyeti olmayan bir siyasetten rahatsız olmaz. Gerçekten sınıf siyaseti yapmaya çalışan birçok sosyalist yapının marjinal gösterilerek hapsediliyor oldukları gerçeğini bir kenara koyarak düşündüğümüzde normal bir tablo ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Sınıf siyaseti yapan siyasetler, sermayenin afişine taşınmaz sonuçta.
3-) Sermaye sınıfının örtük desteğine neden olabilecek bir başka durumdan daha bahsedilebilir. Bu da oy verenlerin büyük kısmının tercihlerinde belirleyici bir muharrik olan Müslümanlık ile kurulan ilişkidir.
Merkez siyasetler Müslümanlık ile irtibat kuruyorlar/konuşuyorlar. AKP de CHP de özellikle işçi sınıfıyla sınıf kimliğiyle irtibata geçmektense Müslümanlık üzerinden irtibat kuruyor. Sosyalist siyasetler ise sadece işçi kimliğini merkeze koyan bir siyaseti tercih ediyor. Kimisi işçi sınıfının Müslümanlıkla ilişkisini bir problem olarak kodlarken çok azı böyle görmüyor. Kanaatimce işçi sınıfı dini tercihleriyle, tarihiyle ve hafızasıyla bir sınıf olarak görülmelidir. Böyle görülmez ise eğer, sınıfa mensup olanların değer dünyalarıyla kavga etmiyormuş gibi görünen siyasetlerle iş tutulması kaçınılmazlaşır. Türkiye özelinde ise işçi sınıfı maalesef kapitalist tahakküm ilişkilerini meşru bir zeminde tutmaya çalışan siyasetleri karşılarında buluyorlar. Sosyalizmi işçi sınıfının hafızasıyla ve işçi kimliğiyle bağdaştıran bir siyaset ufukta görünmüyor.
TİP ise işçi sınıfıyla gerçek bir sınıf siyaseti kurmadığı gibi sınıfın dindar kimliğini de çözülmesi gereken bir problem olarak görüyor. Sermaye sınıfı da bu durumun gayet farkında. Haliyle TİP’in teklif ettiği siyaset sermaye için bu açıdan bakınca da bir tehlike teşkil etmiyor. Ayrıca yarar sağlıyor. Anlamlı enerjileri absorbe ederek etkisizleştiriyor. Toplumsal muhalefetin biriken anlamlı enerjisini boşaltıyor. Sözümona sosyalist bir siyaset sunarken sınıfı temsil eden unsurlarla konuşmuyor. Tabir yerindeyse sosyete sosyalizmi yapıyor. Sermaye de bunları görüyor tabi.
Devletin aklı nasıl çalışıyor?
Meselenin bir de devlet yöneten kadrolar açısında anlamları var.
Türkiye sermayeye hizmet eden hatta sermaye sınıfını besleyecek kadar imkanlara sahip bir devlet mekanizması ile yönetiliyor. Yarattığı oligarklar doğrudan sınıfa ve gerçek siyasetlere düşman. Çünkü eğer ülke böyle yönetilmez ve gerçek bir işçi demokrasisiyle yönetilirse bu durum sermayenin hiç işine gelmeyecek.
Her şeyin istedikleri gibi gidebilmesi için yani hem sermayenin mutlu edilmesi hem de bazı kadroların devleti yönetir olabilmeleri için, bir şekilde hâlâ oyun bozma kabiliyeti olan Kürt siyasetinin baskı altında, zayıf ve etkisiz kılınması gerekiyor. Devleti yöneten kadrolar basit mantıkla şunu düşünüyorlar: Kürt siyasetinden oy alabilecek ya da bu siyaseti zayıflatabilecek bütün başka siyasetlere yol vermek anlamlıdır. Bunu daha önce Dersim belediye seçimlerinde TKP adı altında seçimi kazanan belediye başkanına göz yumarak göstermişlerdi. Bu durum Maçoğlu’nun, kötü tabirle bir iş birlikçi olduğu anlamına elbette gelmiyor. Ama onun devlet tarafından bir göz yumulan olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
Bugün içine kapıldığımız rüzgârda, TİP siyaseti için de benzer bir cümle kurabilir. Devlet TİP siyasetine göz yumuyor diyebiliriz. Çünkü Kürt siyasetini bu şekilde zayıflatabileceğini düşünüyor. Eğer TİP’ten rahatsız olsaydı, birtakım operasyonlara şahit olurduk. Kürt siyaseti operasyon yerken TİP operasyon yemiyor. Mesela Sırrı Süreyya’nın milletvekili olması ihtimali yargının eteklerini tutuştururken TİP vekilleri için yargının pek de diri tepkiler vermediğine şahit oluyoruz.
Sonuç yerine
Neticede göz yumulan bir siyaset matah değil. Hatta sakil…
Bu yazdıklarıma cevap olarak ancak, ‘sinik/kinik bir siyaseti mi kuşanalım?’ gibi bir cevap gelebilir. Ancak anlamsız bir cevap bu. Çünkü siyaseti gerçek bir siyasetten arındırarak ve gerçek siyaseti yok sayarak siyaset yapmanın bizatihi kendisi sinizmdir. Sosyalizmin kitleselleşme potansiyeli buradan çıkabilir demek de yeterli kalmıyor. Sermaye ile uzlaşabilir görünürken ve toplumun ana kütlesiyle rabıta kuracak bir siyaseti teklif etmezken sosyalizmi kitleselleştiremezsiniz.
İşçi sınıfının devrimi göz kamaştırıcı olacak, ancak bu göz kamaştırıcılık maalesef bazılarının gözlerini korkutacak kadar da büyük. Devrimi gerçekten arzulamayanlarla yürünecek bir yol yok. Çünkü teklif edecekleri yol ister istemez bir çıkmaz sokak ve çıkmaz sokaklar günün sonunda sosyalizmin kitleselleşmesinden çok hayal kırıklıklarına neden olur. TİP’in çıkmazı biraz böyle…
1 Comment